top of page

Kimler düsünmeyi seviyor?

Düsündüklerimizi yapalım,Elbette!

1-anlamak-anlasılmak üzerine;

10'44:Aslında asıl düsündügüm, anlamayı  ve yahut anlasılmayı gercekten savundugumuz kadar istiyor muyuz? Beni anlasın diye baslayan her kisisel istek ya da beni asla anlamıyor diye baslayan her sitem arkasında biraz da yalancılık barındırmıyor mu? Bu kadar anlasılmak isterken kendimizi bu kadar gizemli tutma cabalarımızdan bahsediyorum. Ya ne istedigimizi kavrayamadık ya da isteklerimizde eksigiz hatta belki biraz da yanlıs. Anlasılmak ne zamandan beri  istek ya da belli konulara göre ihtiyac haline geldiyse biz de her yeni bir dalga da geri cekilip sadece en basından beri söyleyip arkasından agladıgımız su cümleyi kuruyoruz: ‘Bir kez  olsun beni anla!’ İstedigimiz seylere ulasma istegimiz ne yazık ki onları istemek kadar güclü değil. İstemeyi seviyoruz. Hatta bence bunun kölesiyiz. Hepimiz bir seyler istemek icin yarısıyoruz. Enerjimiz,düsüncelerimiz,bilincimiz,bilinc altımız sadece buna programlı.  Öyle ki istedigimiz seyi unutup onu istemeyi amac belirliyoruz. Ve sonuc ben yazmadan da bilindiği gibi; sonucsuzluk.  Bunu anlamak ve anlasılmak acısına söyle yorumluyorum ki; hicbirimiz tam olarak anlasılmayı istemiyoruz. Biz anlasılmak istenmek istiyoruz. 
aristobed-09.02

 

düş.png

  İnkar için ve yahut ret için, ya da bu kadar negatif olmadan kolayımıza geldiği için konuşmalarımızda aksini düşündüğümüzü iddia ettiğimiz hatta bunu bazen savunduğumuz (ki bir düşünceden kesinlikle emin olunup sonrasında bunu müdafaa durumuna geçmenin çok zor ve önemli olduğunu düşünüyorum) bazı aşamadığımız inançlarımız var.
 Bunlardan biri adalet kavramı. Hepimizde diyerek genelleme riskine atılmak istemiyorum bu nedenle çevrem üzerinden konuşacağım ama şunu da belirtmek isterim ki insan psikoloji ve bilinç hatta varlık zeminin evrime uğradığını düşünmüyorum.
  Adalet var mı? Adalet nerede? Neden herkes aynı haklara sahip değil? Neden bazıları zengin/fakir? Neden?
  Teoloji yönünden ele alacağım öncelikle. Yaratıcı kavram olarak adalet bilgisini bize sunar. Bunu öğretir bu nedenle biz pratik olarak adalet arayışı içinde buluruz kendimizi. Eksikliğini sorgular varlığında memnuniyetimizi sunarız. Öz olarak içimizde en başından beri vardır esasında. Yalnız burada şöyle bir insanlığa düşüyoruz. Kendi içimizde olan şeyi neden dışarıda ya da başkasının içinde arıyoruz. Herkes herkese başkası paradoksu burada aslında yön gösterici olabilir. Çünkü herkes sadece kendisi. Zenginliğimizi ve fakirliğimizi sorguluyoruz. Parası olan kişi de öz olarak parası olmayanla aynı ise neden 'adalet benim, benim param var ve senin yok. Fakat bu para tamamen bana ait değil.' ya da daha baştan yazacağım bunu. 'yaratıcı bana adalet kavramını öğretti ve içime yerleştirdi. Sonra bana para verdi ve karşımdakine vermedi. Adalet benim özüm bu nedenle bu paranın tamamını kendim için değil,ikimizde de aynı olacak şekilde sahibiyim' demiyor? Adalete bir mucize ya da doğaüstü güç enerjisini yükleyip inkara düşüyor?
  Mantıksal açıdan da aynı şeyi niteleyeceğim. Arayıcısı ve savunucusu olduğumuzu söylediğimiz şeyleri uygulamak her şeyden önce kendinimize verdiğimiz bir güvendir. Adalet kavramından mahzun isek oluşturmak için çaba göstermeliyiz. 
  Her yönüyle kusursuz olan kavramlar, insanlığın acınası zafer istekleriyle deforme olmuyor aslında. İnsan gerek mücadele yönünün zayıflığı nedeniyle gerek gerçekleri görmekten kaçma isteğiyle gerek her koşulda çok geçerli bahaneler üretip bunlara inanabilme tiyatrallığı nedeniyle ve hatta  belki de en çok bencilliği yüzünden savunduğu şeyleri yine kendisi yıkıyor. Buna politik bir örnekle açıklama getirip yazımı bitireceğim. Neredeyse her ülkenin savunma bakanlığı varken hiçbir ülkenin saldırı bakanlığı yoktur. Savunmak kelimesi anlam itibariyle saldırı kelimesini  zorunlu kıldığından insanın yalnızca gerçekleri görmekten kaçma çabasını anlayabiliriz.
                                                                                                             
 aristobed- 14.05 


 

bahaneler üzerine

ben ol'dugumda

          Ne yaparsam yapayım, içinde bulundugum bedenin kısıtlı haraketlerini ve hapsolmuş tepkilerini, tüm bunların çok ötesinde gezen, her zaman akan, yenilenen ve özgürlük olarak adlandırıldıgında bile asıl doğasından eksilen ruhuma yakıstıramadım. Küçük yaslardan bu yana uzaya olan merakımın şuan ne yazık ki kısıtlı bilincimin elverdiği kadar aktarabilecek  olsam da, bir arama,araştırma, sorgulama içgüdüsünün  yansıması olarak gördüm. Bir anlam bulmam gerekliydi hayatım için, hayatımı anlamlı kılabilmek ve anlam kelimesini bilincime tamamlamam için.
           Bilinmeyene olan hüzünlü merak ve ağır korkulardan azad ettiğimde kendimi anladım ve anlamlandırdım ki, kendi kendine dönen kapalı bir dünyada yaşamamaktayım.
          Haberim olmadan etkisi altında kaldığım ve hatta maruz kaldığım türlü his ve düşüncelerden arınmam gerekiyordu. İşte tam bu noktada bilincime tamamlamak için çabaladığım anlam kelimesini aslında ‘neden’  kelimesini olarak ilmek ilmek işlediğimi fark ettim. İstediğim şey ne bir neden, ne de anlammış. Daha kökeninden saptırılmış olan kavramsal eksikliklerimi aradım. Bulmak ve sonlandırmak için değil aksine her defasında yeniden karşılaşmak yeniden fark etmek yeniden olmak için.
         En başından bana dayatılan kadere ne kadar ait olduğumu.. Hergün gördüğüm yüzüme, ellerime,gözlerime daha derin bakmaya başladım. Kendimi bir başkasının gözünden yargılama kaygısı tam karnımın ortasındaydı. Gözlerime baktığımda bunu gördüm.

aristobed-26.07

Tek,bir,Ram.

Geleceğe dair hiçbir şey bilmiyorum. Ve  bu gizem beni besliyor. Korkuyla.korkuyla.korkuyla.
Her şey dışarıda ben ise burdayım. Evime dönmek istiyorum. Var olduğunu hissediyorum. Ama nerde olduğunu bilmiyorum. Bağımlı olmak yaşamım için kabul görmeyen bir şey. Evimi özlüyorum özgürce.özgürce.özgürce.
Farkındalığı seviyorum. Tüm saatler şimdiyi gösterdiğinde bilinç perdem aralanıyor. Neşeyle.neşeyle.neşeyle. Zaman sadece bir rüya. Hayat sadece bir vücut bulma. Ve bu vücut bulma başka bulmaların da olduğunu düşündürüyor. Çoğunlukla düşüncelerle karşı karşıya geliyorum. Sadece isimleri değil değerleri de düşünüyorum. Bunlar her şeyi yargılamama neden oluyor. Bu yargılar olmadan her şeyi görebilirim. Bilincimin vücut bulmanın çok daha ötesine geçtiğini bilmiyor gibiyim. Bilincim gözlerimi kapatıp görmemin ilk adımıdır. Her şeyi. Hayattan keyif almak için ölüme düşman muamelesi yapmaya gerek yok. İnkara harcayacak enerjim yok. Bilinç ve sevgi. Kendime dönüyorum. Evime gidiyorum. Korku bir hata değildir. Bir başarısızlık değildir. Ders devam ediyor. Acı bir lütufdur. Duygusal kalbimle hepsini aşmak istiyorum. Ama bunun bir hediye olduğunu da biliyorum.Kendimi yaşıyorum. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Sessizzlikleri birbirine karıştırırım. Ve böyle iletişim kurarım.  Kim olduğumu bilmediğimde bana hizmet ediyorum. Kim olduğumu bildiğimde ise ben oluyorum. Sandığımdan daha uzun süredir görüyorum. Bir yolcuyum. Ne gördüm?  Hakikat.sevgi.bilinç. Tek.Bir. teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
                                                                                                                            aristobed 25.02

  • White SoundCloud Icon
  • White Facebook Icon
  • White Twitter Icon
  • White Instagram Icon
  • White YouTube Icon

© 2023 by DAILY ROUTINES. Proudly created with Wix.com

bottom of page